Fiziksel aktivitenin farklı yaşlardaki bireyler üzerinde sağlıkla ilgili pek çok yararı söz konusudur. Yetişkinlerde düzenli fiziksel aktiviteye katılımının herhangi bir neden veya kardiyovasküler hastalıklardan ölüm riskini azaltmakta, tip 2 diyabeti önlemede, göğüs ve kolon gibi bazı kanser türlerinin prevelansını düşürmede, kemik mineral yoğunluğunda kayıpları önlenmede ve osteoporoz riskini azaltmada son derece etkili olduğu belirtilmektedir (Warburton vd., 2006). Çocuklar ve gençlerde ise fiziksel aktivite katılımının yüksek kan basıncı, kolestrol, kan lipitleri, obezite, aşırı kilo ve depresyonu önlemede etkili olduğu bildirilmiştir (Janssen ve LeBlanc, 2010). Ayrıca, fiziksel aktivitenin zihinsel işlevler ve benlik saygısını arttırma üzerine ve olumlu duygu durumu geliştirmeye katkıları da açıklanmıştır (Rasmussen ve Laumann, 2013). Fiziksel aktivite davranışına sahip olma, sağlığın fiziksel, sosyal ve psikolojik iyilik halleriyle ilişkili olduğu ve sağlık üzerinde koruyuculuk etkisi olduğu belirtilebilir (Warburton vd., 2007; Warburton vd., 2006). Diğer yandan, uzun süre enerji harcamadan durağan etkinlikler (ofis işleri, bilgisayar oynamak, televizyon izlemek, vb.) yapmak olarak tanımlanan sedanter (inaktif) davranışlar ise vücut üzerinde fiziksel, psikolojik ve sosyal birçok soruna neden olabilmektedir (Wilmot vd., 2012; Ussher vd., 2007). Yapılan araştırmalara göre sedanter davranışlar bütün nedenlerden ölüm oranını, kardiyovasküler hastalıklara bağlı ölüm riskini, kanser riskini ve metabolik hastalıklara yakalanma riskini arttırmaktadır (Park vd., 2020; Katzmarzyk vd., 2019; Biswas vd., 2015; Wilmot vd., 2012; Thorp vd., 2011). Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar Ülke Profilleri Raporuna göre sedanter davranışla doğrudan ilişkili olan kardiyovasküler ölümler, dünyada görülen tüm ölümlerin %30’dan fazlasının kaynağı olarak başat nedendir (WHO, 2014, 2018).
Kardiyovasküler ölümlere yol açan sedanter davranışların sonuçları bilinmesine ve fiziksel aktiviteye katılımının sağlık üzerindeki yararları araştırmalarla ortaya konulmuş olmasına rağmen, dünya genelinde fiziksel aktiviteye katılım oranlarının düşük olduğu görülmektedir (WHO, 2018). Küresel olarak, 2016 yılında 18 yaş ve üzeri bireylerin yaklaşık %28’i, haftalık fiziksel aktivite önerisini yerine getirememeleri nedeniyle “fiziksel olarak aktif olmayanlar” kategorisinde yer almışlardır (World Health Assembly Resolution, 2013). Dünyadaki tüm ülkelerin neredeyse üçte biri yeterince fiziksel olarak aktif değiller, örneğin kadınlar (%32), erkeklerden (%23) daha düşük oranda fiziksel aktiviteye katılım gösterdiği tespit edilmiştir (Guthold vd., 2018). Ülkemizde yayınlanan “Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması”na (TBSA) göre ise 19 yaş ve üzeri olan bireylerin, DSÖ’nün fiziksel aktivite önerileri karşılamama oranı %37.6 olarak belirtilmiştir (TBSA, 2019). Buna göre ülkemizde fiziksel aktivite katılımının dünya geneline göre daha düşük olduğu görülmektedir. Bu durum, özellikle yetişkinlerde fiziksel aktivite davranışlarını arttırmak için uygulanacak müdahale programlarına ihtiyaç olduğunu yansıtmaktadır. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de görülen yetersiz fiziksel aktivite alışkanlığı, 2019 yılının ortaya çıkan COVID-19 pandemisi ile bireylerde daha da önemli bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir (Li vd., 2020). Bu kapsamda yapılan bir araştırma, sedanter davranışların COVID-19 döneminde daha da arttığı yönündedir (Qi vd., 2020). Yine başka bir araştırmada, COVID-19 döneminde birleşik devletlerde yaşayan bireylerin fiziksel aktiviteye katılımlarının yaklaşık %18 azaldığı tespit edilmiştir (Yang ve Koenigstorfer, 2020).